Ahmet Oktay, Gösteri
Orhan Pamuk'un yeni romani 'Yeni Hayat' ulastigi satis sayisi ve hakkindaki tartismalarla edebiyat gündeminin en basinda yer aliyor iki aydir. Ahmet Oktay bu incelemesinde "Yeni Hayat'i Pamuk'un diger yapitlarinin cizgisi icinde kaynaklari, bicimsel ve bicemsel özellikleri ile degerlendiriyor. Bu yazi 'Yeni Hayat' icin okuma kilavuzu
Kitap, tarih boyunca hem kutsal sayimistir hem tehlikeli. Cünkü kitap, hem aciklar hem gizler. Bu ikili yapisi yüzünden de bazi kitaplar yanlis anlasilmis, bu yanlis anlama trajik olaylara yol acmistir.
Örnegin Tanri'nin niteligini bilme ve ona ulasma yolundaki deneyimini, düsüncelerini "Enel Hak" sözünde özetleyen Hallac-i Mansur yapitinin yanlis anlasilmasi yüzünden iskenceyle öldürülmüstür. "Hallac'la ayni yoldaniz" diyen El Sibli ise susmus ve canini kurtarmistir.
Buna karsilik, Seyh Bedreddin, Kitap'ta var oldugunu ve buldugunu sandigi sirri, Varidat adli yapitinda "Sofi kaynagi gizli tutar. Ayan ederse öldürürler" demesine ragmen, aciklamis, o da Hallac gibi öldürülmüstür.
Farkli trajedilere de yol acmistir kitap, Goethe'nin bunalimli bir ask öyküsü anlattigi Genc Werther'in Acilari adli yapitinin kahramani romanin sonunda intihar eder. Roman öylesine bir etki yapmistir ki, bazi okurlar da romanin öykünün kahramani gibi ölümü secmistir. Bir kitap, hayatlarini kaydirmistir.
Son yillarda Türkiye'de kitabin gizemli yanina yapilan vurgunlar, metnin sadece kendisine gönderdigi yolundaki yazinsal anlayisin güclenmesine kosut olarak, hayli artmis bulunuyor. Kitap icinde kitap yazilmasi, teknik acidan cok bilinen bir trük olarak beliriyor. Romani kimi zaman oyuna dönüstüren bu egilim ve pratigin, karsisinda olmasam bile, gözle görülür sakincalar tasidigini düsünüyorum. Metinlerarasi (intertextual) iliskilerin fetislestirilmesinin de metnin okunma, anlamlandirilma boyutunu ve islevini, her zaman bulaniklastirabilecegini düsünüyorum.
Kitaba ve metne verilen bu gizemsellik, post modern soyleme eklemlendirildiginde, post modern sanat, hiyararsileri ve kriterleri gecersizlestirmekten yana oldugu, daha da ötesinde, Kim Schroder'in sözleriyle "birbirleriyle karsilastirilabilir izleyici tecrübeleri yaratmalarindan ötürü Shakespeare'in oyunlari ile Hanedan dizisini karsilastirilabilir bir kültürel gecerlige sahip" (1) saydigi ve Michael Schudson'un sözleriyle de "sanatin niteliginin sanat nesnesinin kendisinin icindeki bir takim niteliklerinden ziyade sanatin nasil alimlandiginda ya da alimlanma baglaminda nasil yaratildiginda" (2) yattigini varsaydigi icin, yazinsal elestiriyi de bir anlamda olanasizliga mahkum etmektedir. Bu anlayis, James Curran'i izleyerek soylersem, "edebi normlarin ilgasina yol acmakta ve bunun yerine izleyicinin (ayni zamanda okuyucunun -A.O.) hazzina dayali ustukapali bir degerlendirme sistemini tesvik etmektedir (3).
Kitabin gizemsel ve hayat kaydirici yanini gormezden gelemeyiz ve kucumseyemeyiz elbet. Siyasal yasamimizin sizofrenik bir gorunum almasinda metinlerin kutsallastirilmalarinin ve kutsal metin yorumlamalarinin buyuk rolu oldugunu, olgulara dayandirarak rahatlikla one surebilecek durumdayiz (Bu yazinin kaleme alinmasina sebep olan Orhan Pamuk yeni romaninin basinda bu turden kimi kitaplarin adlarini veriyor). Duygusal boyutu yuksek, anlatimi etkileyici bir kitabin, Ingiltere'de nedensiz ve amacsiz bir cinayete yol actigini, 14 yasinda iki cocugun , okuduklari kitaptaki yontemi kullanarak bir adamin bogazini kestiklerini daha yakinda okuduk (4). Hayatin kayisi.
Iste Orhan Pamuk'un yeni romani Yeni Hayat tam da bu cumleyle baslamaktadir: "Bir gun bir kitap okudum ve tum hayatim degisti."
ORHAN PAMUK TEMEL SORUNSALLARINI GENISLETIYOR
Orhan Pamuk, genis yanki uyandiran, tartismalara yol acan Kara Kitap'tan dort yil sonra yayinladigi Yeni Hayat'ta okuma/yazma, yazma/yaratma, asil/suret ve gercek/kurmaca ciftlerinden olusan temel sorunsalini genisletiyor ve romanini bir tur labirente donusturuyor. Cikis icin bircok isaret biraktigi kesin ama bunlari farkedebilmek icin, alisilmis bir romana gosterilmesi gerekenden daha cok dikkat sarfetmek gerekiyor.
Okuma/yazma sureci ile Kitap'in kendiligi sorunu, Pamuk'un ilk romani Cevdet Bey ve Ogullari'ndan beri uzerinde titizlikle durdugu, isledigi sorunlar. Cevdet Bey de Refik "hatira defteri" tutar kitap yazmasinin yanisira. Oglu Ahmet, o defterleri bulup okur yillar sonra. Sessiz Ev'de Selahattin Darvinoglu bir turlu bitmeyen bir ansiklopedi yazar, torun Faruk tarihcidir, arsivlerin, belgelerin arasinda yitip gitmistir. Babaanne Fatma, romanin sonunda sunlari soyler: "kitap bittigi zaman, anlasilmaz olan seyi ve hayati yeniden anlayabilmek icin istersen basa donup biten kitabi yeniden okuyabilirsin" (5). Beyaz Kale'de tekrar karsimiza cikan Faruk Darvinoglu, Sessiz ev'de icinde gunlerini gecirdigi Gebze Kaymakamligi arsivinde buldugu el yazmasini okura sunarken "yeniden yeniden okudugum hikayeyi", (6) der. Ayrica Beyaz Kale'nin ikiz kahramanlari oykuleri "birlikte yazarlar" (7). Kara Kitap metin alintilari baska kitaplara gondermelerle doludur ve romanin kahramani Galip'in yazar Celil Salik'e donusmesi ile sona erer. Hersey yazidir. Zaten romanin son cumlesi de budur: "Hicbir sey hayat kadar sasirtici olamaz. Yazi haric. Evet tabii, tek teselli yazi haric" (8).
BIR ARAYISIN KITABI
Yeni Hayat bir arayisi anlatiyor. Sadece oykunun anlaticisinin "hayatini degisteren" kitabin anlattigi dunyanin, Ask'in, Yasamin ve Olum'un anlaminin aranisini degil, romandaki Yeni Hayat adli kitabin yazarinin, kaybolan Canan'in, Canan'in eski eski sevgilisi Mehmet'in aranisini da anlatiyor. Daha da otesinde Yeni Hayat'in nasil yazilmasi gerektiginin aranisi da.
Benim gibi polis romanlari okumaya merakli ve once kitabin son bolumlerine goz atmayi adet edinmis her okur, Yeni Hayat'in soyle bir ozetini yapabilir:
"Romanin anlaticisi, asik oldugu Canan'in elinde gordugu Yeni Hayat adli kitabin anlattigi dunyayi bulmak ister. Ama bence, anlatici kitabi okuduktan sonra asik oluyor Canan'a. Onlari biraraya getiren, olumcul yolculuklara cikartan o kitap cunku. Canan da kitabi sevgilisi Mehmet'ten almistir. Mehmet, bir suikastten ve bir kazadan kurtulunca Osman adini kullanarak (ki anlaticinin adidir bu) ortadan kaybolur ve Yeni Hayat'in takma ad kullanan yazarini aramaya koyulur. Anlatici ile Canan da Mehmet'in pesine duserler. Anlatici bitmek bilmeyen otobus yolculuklarinda -zaten kitabin icindeki kitapta da "cilgin otobusler" vardir ve zaten "her sey bir yolculuk" tur (s.9) -kentten kente, kasabadan kasabaya dolasir. Ve "matbaadan cikmis butun kitaplar, hepsi bizim zamanimizin, bizim hayatimizin dusmanidir" (s.126) diyen ve okudugu bir kitap yuzunden kendisine karsi cikip ortadan kaybolan oglu Narin'i arayan ve kitaba karsi gizli bir orgut olusturmus olan Dr. Narin'le tanisir. Asil meslegi doktorluk degil avukatlik olan Narin'in anlaticiya okuttugu ve ozel ajanlarinca hazirlanmis raporlardan oglu Nahit'in Osman adini da kullanmis olan Mehmet oldugunu ogreniriz. Yine bu raporlardan Nahit/Mehmet/Osman'in pesine dustugu Yeni Hayat'in gercek yazarinin, anlaticinin kucuklugunden beri tanidigi ve cocuklar icin cizgi-romanlar yazan ve babasinin esrarengiz bir sekilde oldurulen arkadasi demiryolcu Rifki Bey oldugunu ogreniriz. Anlatici, sonunda kendi adini kullanan ve cocuklugunda kendisi gibi Rifki Amca'nin cizgi-romanlariyla beslenmis olan Mehmet'i bulur ve artik evlenmis olmasina ragmen bir turlu unutamadigi ve aramayi surdurdugu, Almanya'da oldugunu ogrendigi Canan'in eski sevgilisi oldugu icin oldurur. Ve evine donmek uzere otobuse biner. Ama, Canan'la ciktiklari sonu gelmeyen arayis gezilerinde sik sik gorduklerine benzeyen bir trafik kazasinda can verir ve "yeni bir hayata" gecer. Zaten okudugu kitapta "kendi olumunu gormustur" (s.10) coktan. "Seksen dokuz gecesini otobus koltuklarinda gecirmis" ve mutlu saatin calisini ruhunda duyamamistir" (s.58) ama sonunda gelmistir olum. Ne var ki, kitabin son cumlesi "yeni bir hayata gecmeyi, olmeyi hic mi hic istemiyordum" (s.275) oldugundan, kimse olumunden sonra boyle birsey yazamayacagindan, anlaticinin olmedigini, aslinda romandaki Yeni Hayat'i satir satir yeniden yazan Nahit/Mehmet/Osman'in Orhan Pamuk oldugunu ve elimizdeki Yeni Hayat'i yazdigini anlariz. "
Goruluyor: Yeni hayat daha once de degindigim gibi bir labirenti andiriyor. Bir cok da esin kaynagi var. Ornegin Umberto Eco'nun bilginin ya da sirrin yayimamasi icin bazi el yazmasi metinleri saklayan bir tarikati konu edinen Gulun Adi romani bunlardan biri. Belki "kitabi okursan eglenirsin, inanirsan hayatin kayar" (s.29) diyen Mehmet'in belirttigi tehlike dusuncesi icin Jacques Bergier'in Lanetli Kitaplar adli yapitindan da esinlenmis olabilir Orhan Pamuk. Eco gibi Bergier de bilgiye karsi olusturulmus bir Kara Cubbeliler tarikatindan soz eder ve bunlarin bazi kitaplari yok ettiklerini bildirir. Bu tarikat Dr. Narin'in olusturdugu orgutu cagristiriyor elbet.
Romanin baska bir kaynagi Dante'nin Yeni Hayat adli kitabi. Dante bu yapitinda bazi siirlerine gondermeler yaparak, onlari yeniden yorumlayarak Beatrice'e olan aski cercevesinde hem kendi entellektuel gelisimini anlatir hem de olum dusuncesini gundeme getirir. Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'inda da Canan, Dante'nin Beatrice'i gibi askinlastirilmisitr. Soyle der anlatici: "Adinin hem sevgili hem Allah anlamina geldigini bilmeyenlerle dostlugu kestim" (s.43). Ayrica Canan hem Ask'i hem Olum'u simgeliyor ki, bu yaklasim, hemen Melek figuru dolayisiyla Rilke'nin Dulno Agitlari adli kitabini cagristiriyor. Ayrica, isteyen okur Jorge Luis Borges'in Alef oykusunu de Cervantes'in Don Kisot'unu kelimesi kelimesine yeniden yazan tuhaf kahramanli 'Don Qoixte Yazari Pierre Menard' adli oykusunu de gozonunde bulundurabilir.
Romanin anlaticisinin iz surmeleri, Dr. Narin'in ajanlarinin sorusturma ve arastirmalari animsandiginda, cesitli polis romanlari da esinleyici olmus olabilir. Orhan Pamuk bunlarin bazilarini (Dante ve Rilke) zaten kitapta kendisi belirtiyor. Cunku, esinlenmekten, sonunda butun o kaynaklardan farkli bir yapit ortaya cikarmayi basardigi icin, korkmuyor. Dahasi tipki Rifki Amca'nin Yeni Hayat'ini tanimlarken anlaticinin belirttigi gibi "butun kitaplardan cikmis bir kitap" (9) yazmayi istiyor.
Peki neden?
Cunku yazmak, Beyaz Kale'nin anlaticisinin belirttigi uzre "anilarini toparlayip kendine bir gecmis uydurmaya" (10) calisirken, bir yandan da baska bir gerceklik kurmak, anlatma yontemleriyle oynamaktir. Yine Beyaz Kale'nin anlaticisinin sozlerini anacagim: "Yasamis olmam gereken iyi kotu ne varsa dusledim ve yasadim" (s.59). Pamuk, dusluyor, animsiyor ve kurguluyor. Bu surec icinde okurunun da kendi yazma hazzina katilmasini, onu paylasmasini, ona kurdugu tuzaklari bulmasini, labirentten cikis icin biraktigi izleri gormesini istiyor.
Ornegin, anlaticinin romanin daha basinda, okudugu Yeni Hayat adli kitabin "kendisinden soz ettigi duygusuna kapildigini" (s.10) soyledigini unutmayan okur, Rifki Amca'nin zaten o kitabin kahramanina onun adini verdigini 249'uncu sayfada okudugunda hic sasirmayacaktir.
Kitap surekli sekilde, ornegin otobus kazalari, cinayet izlegi, Melek gibi ayni motifler cevresinde donmekte, hep birbirine gondermede bulunan bolumlerden olusmaktadir. Zaten Orhan Pamuk, romanin sonlarinda, Sureyya Bey'in kor oldugunu alti saatlik bir konusma sonunda anlamasiyla dalga gecebilecek okura soyle seslenmektedir: "alayci okura ben de elinde tuttugu kitabin her kosesinde yeterince dikkat ve zeka gosterip gostermedigini sorayim mi? Mesela, melekten ilk soz edildigi sahnenin renklerini simdi hatirlayabilir misiniz bakalim? Ya da Demiryolu ahramanlari adli eserinde Rifki Amca'nin sirket adlarini saymasinin Yeni Hayat'a nasil bir ilham verdigini hemen soyleyebilir misiniz?" (s.265). Gercekten de okur, Viranbag adinin 16'inci sayfadaki "ben yillarca Viranbag'da yasadim cumlesinde gectigini animsadigi takdirde 249'uncu sayfadaki istasyon adlarinin sayim sahnesini daha da anlamlandirabilir. 18'inci sayfada Rifki amca'nin evinin duvarinda bir baramete betimlendigini unutmayan okur, 109'uncu sayfadaki Dr. Narin'in anlatici'ya "duvardaki barometreye uc kere tik-tik-tik" diye vurdurmasindan iskillenebilir ve 247'inci sayfada gecen Rifki Amca'nin barometre'ye "tik-tik" vurmasinin anlamini kavrayabilir ve Dr. Narin'in Rifki Amca'nin donusturulmusu oldugunu kavrayabilir.
Nahit ya da Mehmet ya da Osman, babasi Dr. Narin'in kitap dusmani bir orgut olusturdugunu bilmeksizin, "bir zirdeli kitapla ciddi bir sekilde ilgilenen herkesi oldurtmek istiyor" (11) derken anlatinin ic orgusuyle ilgili bir ozelligini vurgulamis, pekistirmis oluyor elbet. Bu vurgu, hic kuskusuz romanda anlatilan komplo kuramlarinin gercekliginin ic guvencesini olusturuyor.
Butun bunlarin amaci nedir sorusuna gelince, su soylenebilir: Bulmak, yitirmek, yeniden bulmak, cozumlemek ve eglenmek. Sahte Osman zaten belirtiyor bunu: "Iyi bir kitap bize butun dunyayi hatirlatan bir seydir. Kitabin kendi icinde olmayan, ama varligini ve surekliligini kitabin anlattiklariyla hissettigim bir seyin parcasidir kitap" (12).
Tam da bu yuzden Yeni Hayat yer yer, yasadigimiz zamanin ve toplumun sorunlarina gonderiyor bizi: Bir turlu onlenemeyen, her yil binlerce kisinin olumune yol acan trafik kazalari, siyasal komplolar, paronayakca uretilen kuramlar, sizofrenik bir siddet. Yine de sahte Osman'in vurguladigi gibi, "kelimelerin otesinde yeralan ulkeyi yazinin ve kitabin disinda aramak bosuna" (12) dusunuyor Orhan Pamuk da.
Bu nokta da Pamuk'un okurun dikkatini sinadigi ve onu uyardigi paragraftaki dusuncelerini animsadigimizda, Yeni Hayat'in kendisiyle ilgili her turlu guvenlik onlemini aldigini soylemek gerekiyor.
MODERNLESME CABALARININ OLUMSUZLUKLARININ ELESTIRISI
Otobusle hizla gecilen kentlerin goruntulerini andiran goruntuler arasindan bizi gecirirken, cok katli bir soylem kuran Yeni Hayat, kulturel alanda yillardir cozumlenememis can alici sorunlara da deginiyor: Dogu/Bati sorunsali, cevrenin ve doganin tahribi, yasamin fast footlasmasi. Polisiye bir taharrinin ardinda, isteyen okur, Turkiye'nin modernlesme cabalarinin olumsuz ogelerine yoneltilmis bir elestiri de bulacaktir romanda. Fazla kamufle edilmis olsa da.
"Kirik Kalpli Bayiler", bu cercevede degerlendirildiginde, birkac farkli duzeye gonderme yapmaktadirlar elbet. Ilkin, Turkiye'de artik hic bir anlami kalmamis bulunan, hicbir bilgi alisverisi saglamayan, sacma sapan nutuklar soylenen toplanti/seminer/panel fetisinin bir dalgaya alinmasi ve sacmaliginin sergilenmesi sozkonusudur. Edebiyat dunyasindan ekonomi dunyasina uzanan bir rituelin aciga vurdugu baska bir olgu, katilimcilarin/konusmacilarin cozum onerileri getirmek yerine daha cok yakinmayi secmeleri, toplantilari "aglam duvari"na donusturmeleridir. Cileciligin bir disavurumu sayilabilecek bu olguyu da tepkiyle karsilamaktadir Yeni hayat'in soylemi. Az sonra yazinsal duzeyde yeniden donecegim bu noktaya. Son olarak, 'Kirik Kalpli Bayiler' toplantisi vesilesiyle tasra kentlerinin ekonomik/ticari yapisina gondermeler yapilmaktadir.
Burada, yabanci/yerli ekonumi ve sermaye sorununa bakarken Orhan Pamuk'un merkez/cevre kurami cercevesinde konustugu dusunulebilir. Dunya kapitalist sistemi icinde Turkiye hic kuskusuz cevrede yer almakta ve dunya kapitalizminin tasrasini olusturmaktadir. Dolayisiyla, merkezin gucu ve agirligi sadece kulturel ve ideolojik duzeyde degil ekonomik duzeyde de kendini hissettirmektedir. Ayrica, A. Emmanuel, S. Amin vb. kuramcilar tarafindan gelistirilen merkez-cevre kuraminin icerimleri, ulusal duzlemde de gecerlilik tasimaktadir. Kucuk ve az gelismis kentler metropol ozelligi gosteren kentler (merkez) karsisinda ikincil konumda kalmaktadirlar. Bu yuzden, Orhan Pamuk'un pek yakinlik duymadigi anlasilan kederlerinin ve atilliklarinin mazur gorulebilir toplumsal temelleri bulunmaktadir.
Pamuk, "bayiler toplantisinda uluslararasi buyuk sirketlerin bayi orgutlerinin siddetli saldirisi altinda gerileyen yerel tasra burjuvazisinin ofkesini sosyolojik olarak soyluyorum" (13) diyor ve bu kuruluslarin, ister aybanci ister yerli olsun, "butun ulkenin caddelerini, meydanlarini birbirine benzetti(gini) ve yerel kulturu ve burjuvaziyi yok etti(gini) (14) ekliyorsa da, bu dogru gozlemlerin romanda pek ete-kemige burunmedigini ve roma kisileri araciligiyla pek dile getirilmedigini belirtmek gerekiyor. Kaldi ki, boylesine temel bir sorun'un caddelerin ve alanlarin reklam panolari ve vitrin duzenlemeleri ile bir orneklestirilmesi duzleminde ele alinmasi ve estetize edilerek sunulmasi var oldugu one surulen sosyolojik boyutu kucumsenmeyecek olcude sorgulanabilir duruma getirmektedir.
Ayrica, merkezdeki uluslararasi sermaye ile butunlesmis bulunan yerli merkezi sirketlerin ortagi ya da tasaronu durumundaki tasra burjuvazisinin ne kadar yok oldugu ya da bu yok olma/butunlesmeden ne kadar rahatsizlik duydugu da pek belli degildir. Ve zaten, bunlar romanin ic bunyesinin asal sorunlari degil, oykunun guncel kilinmasini da ongoren ve saglayan dekoratif ogeleridir. Aksesuarlar yani. Bir tur semantik/politik firsat ranti belki de.
YENI HAYAT'IN BICIMSEL BICEMSEL OZELLIKLERI
Orhan Pamuk'un turkce yanlislarina bu kitabinda da rastlanmasina ragmen (bunlari belirtmeyi gereksiz ve yararsiz buluyorum), ilginc bir romanci oldugunu dusunuyorum. Son kertede, her yazarin dil yanlislari vardir ve edebiyat elestirmeciligi ile dilbilgisi ogretmenligini birbirine karistirmamak gerekir. Bu yuzden Yeni Hayat'in bicimsel/bicemsel ozelliklerine iliskin gozlemlerimi, ayrintilara girmeksizin, soylece ozetlemek istiyorum:
Belirttigim gibi, metinlerarasi ve metin-ici gondermelerle kurulmus bir anlati Yeni Hayat. Kitap, Yazar (gercek ve sahte), Yasam, Olum, Ask, Kaza ve Kader, Inanc ve Akil gibi kavramlar ve kavram ciftleri uzerinde yogunlasan bu gondermeler, bir tek ana dusunceye baglaniyor bence: Yasamin ve Gercekligin goreceligi. Ve ayni olcude gecerli oldugunu dusundugum Yasamin ve Gercekligin donguselligi. Cunku romani bir kere sonundan bir kere basindan okuduktan sonra iki kez kavrayabilecegimiz uzere Nahit/Mehmet ve Osman adlarini alan anlaticiyla ve oteki tum yan anlaticilarla ozdesleserek akil disi bir duzeni degisik yan oykulerle kateden ust-anlatici, bize ister ozoykusel (Anlaticinin anlattigi oykude kisi olarak yer aldigi anlati), ister benoykusel (anlaticinin ister yasanmis, ister animsanmis, ister uydurulmus olsun anlattigi oykunun kisileri arasinda yer aldigi ve olaylar duzeyinde belirleyici bir islevi oldugu anlati), isterse eloykusel (anlaticinin anlattigi oykude yer almadigi anlati) bicimler altinda sunmus olsun (15), anlatinin butun olarak soyledigi sudur: Hersey yinelenir: Olum, Ask, Umut ve elbet Kitap, Ya da Yazi.
Bu dongusellige ya da yinelenmeye bir ornek vereyim: Romanin 18. sayfasinda hayatini degistiren" kitabi okuyan anlati, gece evden cikip sokakta dolasirken "Rifki Amca'nin evinin onunde oldugunu farkeder ve "bilemedigi bir kararlilikla apartman bahcesini kaldirimdan ayiran duvara cikar". 231. sayfada bu sayfa yinelenir: Anlatici kendini, kitabi "ilk okudugu gecede ayptigi gibi" sokakta yururken bulur. 232'inci sayfada ise bir sozcuk eksigiyle ("bilemedigi"dir bu) "apartman bahcesini kaldirimdan ayiran duvara cikar". Ayni sahne betimlenir.
Anlatici, yani gercek Osman, "Hayat bir zirdelinin anlattigi sacma sapan bir hikaye degilse (...) Rifki Amca Yeni Hayat'i yazarken raslantisal gorunumlu butun o sakalarin arkasina bir mantik yerlestirmis olmaliydi" (s.251) derken, bir analamda zaten ta kendisi oldugu Orhan Pamuk'un mantigini aciklamis olur. Yazidadir gercek yasam. Ve yazi da bir yinelemedir. Ibni arabi'den oldugunu belirttigi bir tanimligi (epigraphe) kaydediyor: "simdi okumakta oldugunuz fasli yazarken buldum kendimi. Ve birden anladim i seyhin oglunun yazdigi ve ruyamda okudugum fasilla, simdi benim yazmakta oldugum kitaptaki fasil birbirinin aynidir" (16).
Tartismaya girmeksizin bu dongusellik ve aynilik dusuncesinin siyasal/ideolojik sakincalar icerdigini ya da icerebilecegini dusundugumu soyleyecegim.
Goruyor ve geciyoruz daha cok Yeni Hayat'ta. Cunku bu roman da bir otobus. Bir seyir ve kaza araci yani. Amam gercekten "geciyor muyuz?". Orhan Pamuk hic kuskusuz, kendi romancilik anlayisina ve romanci konumuna uygun olarak, bu sallantili sorunun yanitini askida birakmayi seciyor. Romanci anlatiyor, gosteriyor, farkli acidan bir daha gosteriyor, bir daha anlatiyor, cekimleri ozneler acisindan yineliyor ve cestlendiriyor. Yasamin kendisine benzeyen bir kaos ya da katastrof. Ama butun Dogu/Bati, Inanc?akil, Kader/Kaza, Ask/Olum ciftlerinden olusmus/olusturulmus sorunsalina ragmen Yeni Hayat, yasanan tarihsel ana ve guncel sorun baglamina iliskin cok sey soylemiyor. Bu duzlede, yukarida andigim James Curran'a dayanarak belirttigim gibi, isi okurun "hazzina" havale etmeyi tercih ediyor. Kitabin basindaki Novalis tanimliginda animsatilan masal anlatma ve benim one surdugum haz alma olgusuna yapilan bu vurgu ya da ortuk (latent) gonderme, Yeni Hayat'in, yukarda belirttigim kendine iliskin onceden alinmis yasam guvencelerinden bir baskasini olusturuyor sanki.
Dongusellik ve Yazmak sorunsalina iliskin bu yazi cercevesinde son bir deginme yapmak istiyorum: Simgesel (kimi zaman da mekansal ve kisisel) yinelemeleri ve gondermeleri sadece metnin icinde degil Orhan Pamuk'un romanlari baglaminda da ee almamiz gerekiyor. Ornegin Yeni Hayat'ta, durmadan yinelenen otobus kazalarinin ardinda biraktigi oluleri, o parcalanmis kafataslarini, o kan icindeki yuzleri bir tur sado-mozosistlik duygulanim icinde seyreden, her birinde "kendi olumunu goren" ve bunlari anlatim duzleminde estetize eden anlaticinin "bir anda hayatimin hic dusunemeyecegim kadar zenginlestigini anladim" (s.10) cumlesi ile Beyaz Kale'nin anlaticisinin su sozleri arasinda koparilamayacak bir bag oldugunu dusunuyorum.: "Olenlerin ve olulerin arasinda gezinirken, yillardir hayati bu kadar sevmedigimi dusundum" (s.16).
Postmodern anlati, gecmisi sadece bir alinti kaynagi olarak gorur ve tarihsel icerigini yansilama (parodie) ve benzekleme (pastiche) duzeyine indirirken animsama surecinin hayatiyetini de yipratiyor. Bu tur bir gecmis hicbir hayirlama istegi uyandirmiyor insanda: Olan olmustur. Daha da otesinde: Aslolan metindir. Gecmis olsun ve gecmis olacak metin. Bir kalemde (ceffelkalem) Orhan Pamuk'a atfetmiyorum elbet, ama bu turden bir yazin anlayisinin (her yazin anlayisinin son kertede bir dunyagorusune eklemlenmis oldugu ya da eklemlenmis olmasi gerekecegi dusunulurse) tartisilabilir felsefi ve siyasal/ideolojik icerimleri olabilecegini belirtmek istiyorum.
YENI HAYAT'TA BIREY VE OZNE
Tarihi donusturebilecek Ozne'nin olumsalliginin tartismasina girmeyecegim burada. Ama kolektif ve bireysel oznenin yok olusunu ima etmis, bundan kaygilanmis asil cigir acici tum modernist yazarlarin (Kafka, Beckett, Joyce, Ionesco vb) Balzac, Stendhal, Dosteyevski'den farkli olmakla birlikte, bir baska tur Ozne'yi ongorduklerini saniyorum. K. ya da Joseph K. sadece baska oykuleri anlatan anlaticilar degillerdir, oykulerini yasayanlardir. Bu 'yasamak' kavraminin Lukacs'in "ucurum otelinin musterileri" olarak niteledigi modernist yazarlarla elestirel gercekci yazarlari teknik acidan degilse de felsefi/siyasal acidan bir ortak paydada birlestirdigi dusunulebilir. Asil sorun, yururlukteki toplumsal formasyonun elestirilmesidir ya da daha yumusak bir deyisle sorgulanmasidir. Buradan bakildiginda yasadigi aristokratik dunyada yukselmek icin (ki ozgurluktur bu bir bakima), murailikten ve kotulukten baska yol bulamayan ve sonunda daragacina giden Stendhal'in kahramani Julien Sorel ile Beckett'in olmek uzere olan annesini gormek icin yola cikan ve yolunu yitirerek bir cukurda canveren kahramani Molley arasinda en azindan olumsuzluk kategorisi duzleminde bir kopmaz akrabalik vardir. Ister benoykusel ister eloykusel duzlemde anlatilmis olsunlar, Stavrogin ya da Anna Karenina romanlarda birey olarak belirirler.
Orhan Pamuk'ta Bireyin ya da Ozne'nin yok olusuna ilk kez Beyaz KAle'de rastlamisitk. Oyku bir animsamadan ve bulunmus bir metinden aliyordu gucunu. Raskolnikof vari bir kahramanin ongorulmesi soz konusu degildi elbet, ama modernist anlatinin en onemli adi Beckett'in Moloy'u ya da Malone'u da ongorulmuyordu. Olumlu ya da olumsuz sacma ya da sorunlu birey devre disi kaliyor, metni olaylar ve romanin kendi tarihsel / toplumsal/siyasal ve ruhsal/kulturel ortami ve oruntuleri degil, yaziya ve yazmaya iliskin gondermeler, baska metinler, konusmalar araciligiyla kurulan ve kitaplar duzleminde konumlandirilan ikizlik sorunsali onemli kiliyordu. Bu "ben'in sen", "sen'in ben" olmasi sorunu herseyin bir ikizinin bulunabilecegi dusuncesi, Pamuk'un yapitlarinin onemli katmanini olusturuyor. Kara Kitap ile ileriye bir adim dah attik: Adlari olan ama bireylikleri olmayan, tanimliklarin, alintilarin, yansilamalarin ve benzeklemelerin altinda ezilip giden, kendilerinin bile kendilerine inanmadigi figurlerle karsilastik. Anlatisal/iceriksel hamule belki de gereginden fazla yukluydu elbet: Istanbul'un batisinin betimlendigi bolumde sergilenen ekolojik/kulturel felaket ongorusunden Islam gizemciliginin ortuk yuceltilmesine, Babiali'nin kolayca taninabilir simalari araciligiyla yansitilan basin mensuplarinin cehaletine ve vahsi bireyciligine bir cok elestirel yaklasim gelistiriliyordu. Ama, anlatim duzeyinde zaman zaman saglanan sanatsal basariya ragmen, bu elestirinin roman kisileri araciligla, onlarin edimlerinde ve soylemlerinde gerceklestirilip gerceklestirilmedigi basli basina bir sorun olusturuyordu.
Ayni sorun'un Yeni Hayat icinde gecerli oldugunu dusunuyorum. Roman kisileri yok bu kitapta. Daha cok ust-anlaticinin (yani, Orhan PAmuk'un) kendisinin sozcukleri kildigi figurler tarafindan dile getirilen dusunceler var. Hic kuskusuz, her anlatida kendisini temsil eden kisiler uretir yazar. Ama bu ozneler yasadiklari, ozgurce davrandiklari, davranabildikleri olcude dusunceleri ete-kemige burunebilir. Turk yazininda geleneksel kahramanin olumunu ilk haber veren romanci Peyami Safa'dir. Ama nerdeyse tezli bir yapit olan Matmazel Noraliya'nin Koltugu'nda Peyami Safa'ni kendisinin temsilcisi ya da sozcusu kildigi Ferit bile, Yeni Hayat'in uc kimlikli (Osman/Mehmet/Nahit) anlaticisindan sanki daha cok hakiki ve yasiyor gibidir.
O otobusten bu otobuse, o kazadan bu kazaya suruklenip giderken, herkes birbiri olurken, (ornegin gercek Osman olan romanin anlaticisi, "ben bir zamanlar baska biriydim, o baska biri de ben olmak isterdi" -s.60- diyorsa, "Mehmet'in oteki hayatina gidiyorum" diyen Canan, "Ama o oteki hayatinda Mehmet degil baska biriydi" diye konusur- s.75-) ve romanin zamansal duzleminde tek bir olay ve tek bir ana fikir yinelenirken yani son cozumlemede hicbirsey olmazken, okur yasamin ve gercekligin bir nafilelik olup olmadigini dusunmeye baslar.
Kimin yasadigini kimin oldugunu cikaramaz hale gelirken, kimin kim oldugunu ya da kimin kim olmadigini birbirine karistirirken, tam da anlaticinin vurguladigi uzre, "tuhaf bir hafiza kaybina" (s.257) ugradigimizi sezinleriz. "Kirik kalpli Bayiler" orgutu de, Dr. Nadir'in o saat adlari verilmis ajanlarinin birbirlerini hem tamamlamayan hem nakzeden raporlari da gercekligin bir vehim oldugu duygusunu besleyip durur icimizde.
Osman, Mehmet, Nahit, Canan, Rifki Amca, Dr. Nadir birer birey olarak bir turlu beliremezler, merkezi figur, o buyuk Masalci'dir. Yani yazar. Ama bilmemiz gerekiyor: Tarihin Sonu'ndayiz ve 'Buyuk Anlatilar' gibi Birey de olmus bulunuyor.
"Asillari degil" ama "onlarin siyah beyaz fotokopilerini sevdigini dusundugunu" (s.245) soyleyen anlaticiyi kendisinin sozcusu kilmis olan Orhan Pamuk, buyuk harfle yazilan Kitap'a iliskin bir kitap olan Yeni Hayat'ta acaba butun o kulturel/yazinsal ve toplumsal/siyasal yan gondermeler (bayiler, baska orgutler, cinayetler vb) araciligiyla baska bir anlamlama mi yapmak istiyor, diye dusunmekten de kendimi alamiyorum. Romani ya da anlatiyi (Roman ile Anlati ayni cerceveyi ima ediyorlar mi acaba?) belirleyen temel dusunce, gundelik yasamimizi etkilemis ve etkilemekte olan bir dusuncenin yapi-bozumuna mi yonelik acaba. Bence Orhan Pamuk, Kitap'a inanma sorununu tartismaya acmak istiyor ya da aciyor. Daha da otesinde ve dogru ya da yanlis, yasamin onceden verili bir ozu oldugu dusuncesine karsi cikiyor ya da cikmak istiyor: Mehmet/Nahit/Osman (hangisiyse) soyle diyor ornegin: "Hepimizin taklidi oldugu bir asil, bir anahtar, bir soz, bir koken aramak bosuna" (s.213).
Kitap'i kutsallastirirmis gibi gorunen bir kitabin kitap uzerinde kusku yaratmasi tuhafimiza gitmemmeli. Cunku her toplumsal, kulturel, siyasal , ideolojik kategori cifte eklemli olarak sunulmaktadir bize. Kitabin "verecek hicbir sirri olmadigini" (s.210) ogrenen Mehmet'e katilmaktadir benzeri ya da ikizi olan anlatici Osman. Kutsallastirilmis metin anlayisina karsidir. Soyle demektedir: "Bir kitaba inancla baglanmis her siradan genc gibi ihtiyar yazari sorumsuzluk, doneklik, hainlik, korkaklikla suclamisti" (s.210). Kitabin ciddiye alinmasina daha da sertlikle bakan cumleller var: "Kitaplari hep altini cizerek okuyormus keriz" (s.225). Soylemek gerekir: Hep Meleklerle ugrasan anlaticinin bu sayfaya gelininceye kadar kullandigi dile ve bicime pek uygun dusmuyor "keriz" sozcugu.
BUTUN KITAPLARDAN CIKMIS BIR KITAP 'YENI HAYAT'
Mutlu cocukluk gunlerimizin iclerinden maniler cikan 'Yeni Hayat' karamelalari, "uluslararasi buyuk sirketlerin meyve esansli, bol reklamli urunleri ve televizyonda guzel dudakli bir Amerikan yildizinin bunlari cok hos bir sekilde yemesiyle birlikte" (s.253) ortadan kaybolup giderken ve karamelalarin icinden cikan manilerin yansittigi bir zamanlarin duyarligi da tipki yerli manifaktur urunleri gibi yok olurken, degisen yasamin onumuze koydugu nedir? Melekler nerededir? Hristiyanligin ve Islamiyetin melekleri? Rilke'in Duino Agitlari'ndaki meleklerinin Islamiyetin meleklerine "yakin oldugunu" belirtmesi (s.244) ne anlama gelmektedir? Butun bu gondermelerin soylemsel duzeyde aciklayici bir islevi oldugunu one surmek olasi midir? Vahiy Melegi olarak bilinen Cebrail'in Levh-i Mahfuz'u aciklayacak olmasi gibi yazarda yazili olani aciklamaya mi hazirlanmaktadir? Yazidadir hersey. Kitap'ta soyle denilmistir zaten "size koruyucular memur edilmistir, buyuktur onlar, yazarlar, bilirler ne yaparsaniz" (al-Infitar Suresi, LXXXII, 0-13). Ama hersey yaziysa, yazidan baska sey yok demektir. Soylenmisti zaten: "Butun kitaplardan cikmis bir kitap" (s.244).
Dolayisiyle her sey, aralarinda bir eklemlenme gereksinimi duyulmadan yan yana getirilebilir: Tasavvuf ile Siyaset, Dante'nin Yeni Hayat'i ile Cizgi-roman, icrekcilik ile ironi vb. Kurmaca duzleminden gerceklik duzlemine, gozlemden elstiriye kolayca gecebilirsiniz: "Agir agir, efendi efendi raki iciyorlardi ve duvarlardaki tren resimlari, yurt manzaralari, artist fotograflari arasindaki cerceveli fotografindan Ataturk kendini ickiye vermis meyhane kalabaligina Cumhuriyet'i emanet etmis olmanin guveniyle gulumsuyordu" (s.211).
SOFISTIKE BIR YAZAR
Belirttigim gibi herseyin birbirine donustugu, birbirine gonderdigi bir anlati Orhan PAmuk'un Yeni Hayat'i. Kurdugu tuzaklari, labirentten cikis icin biraktigi izleri kesfetmeyi surdurmekteki israrini koruyabilen okur, tam anlamlandirmasa bile, su ya da bu epizotundan ya da tamamindan haz alacaktir bu kitabin.
Gitgide sofistike bir yazar olmay baslayan Orhan Pamuk, kitabin icinde bir eliyle verdigini obur eliyle alir ve bu islemi surekli yinelerken, elbette ustalik gostermektedir. Ama belki Kara Kitap'in bazi tadsiz anilarindan kaynaklanmis olan bir sinirliligi gozleniyor Yeni hayat'ta. Su satirlarinda hem kendi roman anlayisinin ozetini hem bu sinirliliginin disavurumunu gormek olasi: "Bosa gitmiskirik ve kederli hayatlarini Cehovcu denilen bir ustalikla estetiklestiren, hayatlarinin sefaletinden boburlene boburlene bir guzellik, bir yucelik duygusu alan okurlar icin uzulur, bu okurlarin teselli ihtayicini karsilamayi bir kariyere donusturen isbilir yazarlardan da nefret ederim.(...) Bize durmadan yaralarini veacilarini teshir eden bu kahramanlari Cehov'dan kabalastirarak araklayip baska cografyalar ve iklimlerde bize sunan yazarlar aslinda agiz birligiyle sunu demek isterler: Bakin bize, yaralarimiza ve acilarimiza bakin; biz ne kadar hassas, ne kadar ince, ne kadar da ozeliz.
Okur, iste bu yuzden, senden hic de daha hassas olmayan bana degil, anlattigim hikayenin siddetine, benim acilarima degil de dunyanin acimasizligina inan. Hem zaten, roman denen modern oyuncak, Bati medeniyetinin bu en buyuk bulusu, bizim isimiz degil. Bu sayfalarin icinde okurun benim sesimi kart kart duymasi da, artik kitaplarla kirlenmis, iri dusuncelerle bayagilasmis bir duzlemden konustugum icin degil, bu yabanci oyuncagin icinde nasil gezinecegimi hala bir turlu cikaramadigim icin" (ss.226-227).
Peki ama Yeni Hayat'ta Ziya Gokalp'in "modern millet icin ongordugu dil, din, ahlak, hukuk bir de iktisat birligi" dusuncesinin de baska siyasal/kulturel yaklasimlar arasinda elestirel boyutta tartisildigi nereden cikariliyor.? Cunku bu sosyolojik gondermeleri yaptigini one suruyor Orhan Pamuk (17). Sunlari soyluyor: "Turkiye Cumhuriyeti sinirlari icinde yasayan insanlari daha derinden, daha sistematik ve aslinda daha materyalist, Ziya Gokalp'in ilkelerinden daha kuvvetli ve saglam bir bicimde birlestiren baska birsey varsa beyaz esya, yiyecek, turizm, mobilya, otomobil sirketleri ve devlete bagli tekel gibi kuruluslarin Turkiye capinda ordugu bayiler orgutu. Yeni Hayat'ta bazen ciddiye alarak, bazen hafifi igneleyerek anlattigim bayiler orgutlerinden oz ettigim anlasilmistir."
Dogru, Yeni Hayat'ta "yari ciddiye alinarak" ve "yari eglenilerek" herseyden sozediliyor: Tasavvuftan, Kaza ve Kader'den, Olum ve Ask'tan, Varlik'tan ve Yokluk'tan. Dolayisiyla biraz biraz sozedilen, su ya da bu vesileyle deginilen butun bu olgulara roman disinda felsefi, sosyolojik, ekonomik, politik aciklamalar ve yorumlar getirmek son derece olanaklidir. Sorun, bu olgularin anlatinin cesitli epizodlarinda simgesel ve egretisel duzlemde gorunur kilinip kilinmadiginda yatiyor.
Dogrusu, "kelimelerin otesinde yer alan ulkeyi yazinin ve kitabin disinda aramak bosuna" (s.208) diye uyarida bulunduktan ve daha romanin basinda "okursan eglenirsin, inanirsan hayatin kayar" (s.29) denildikten sonra, romanin disinda bu turden sozel ya da yazili gerekceler one surulmesini, aciklamalar yapilmasini pek anlayamiyorum. Burada, yazinin sadece yazidan cikamayacagina ve romanin/sanatin haz almanin otesinde de bir islevi olmasi gerektigine iliskin ortuk bir kaygi ya da kusku belirtisi mi gormeliyiz acaba?
Bence, siz Orhan Pamuk'un konusmasina inanmadan okuyun Yeni Hayat'i. Kendi kurgunuz dogrultusunda yorumladiginiz olcude daha cok eglenirsiniz.
1) Anan J. Curran, 'Kitle Iletisimi Arastirmasinda Yeni Revizyonizm: Bir Yeniden Degerlendirme Cabasi', 'Medya, Iktidar, Ideoloji icinde, s.352. Der ve Cev: M.Kucuk Ark Yayinlari, 1994.
5) 'Sessiz Ev', Can Yayinlari, 1983, s.363.
6) 'Beyaz Kale', CAn Yayinlaro, 1985, s.9.
8) 'Kara Kitap', Can yayinlari, 1990, s.426.
9) 'Yeni Hayat', Iletisim Yayinlari, 1994, s.244.
13) Dunya Kitap, sayi.37, 4, Kasim 1994, s.10.
15) Tahsin Yucel, 'Anlati Yerlemleri', Ada Yayinlari, 1979, s.24 ve 26.